CEO'muz Bonjour dergisinin sorularını yanıtladı

Girişimciliğe genç yaşta atılmışsınız ve halen genç sayılırsınız. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1977, Niğde doğumluyum. Kurucusu olduğum Saha Grup’un CEO’luk görevini yerine getiriyorum. Evliyim ve iki çocuk babasıyım.

Nasıl bir eğitim aldınız? Okulun girişimcilik başarınız üzerindeki etkisini nasıl değerlendirirsiniz?

Liseyi Niğde’de okuduktan sonra Niğde Üniversitesi’nde Kimya Bölümü’nü bitirdim. Ardından New York Üniversitesi’nde Business and Management bölümünden mezun oldum. Okulun, tabii ki birçok etkisi oldu ama en belirginlerinden biri olarak; üniversitede Kimya Bölümü’nden mezun olup bir kimya şirketinin pazarlama bölümünde işe başlamam olduğunu söyleyebilirim.

Öğrenciyken çalıştınız mı ya da bazı girişim denemeleriniz oldu mu?

Ailem okuldaki eğitim kadar iş hayatındaki eğitimi de çok önemserdi. İlkokul 5’ten sonra her yaz, part-time çalıştım diyebilirim. Zaten bizim kuşakta olanlarda sıklıkla rastlayabileceğiniz bir durum bu, fakat ben bu durumu biraz daha yoğun yaşadım. Çeşitli alanlarda çıraklık ve mini girişimcilik tecrübelerim oldu. Bu tecrübelerin bana çok şey kattığını düşünüyorum...

İşinizi kurmadan önce neler yapıyordunuz, bize biraz geçmişinizden bahsedebilir misiniz?

İşimi kurmadan önce şu an yaptığım işi yapıyordum. Yani yine pazarlama sahasındaydım... Niğde Üniversite’sinde Kimya bölümünü bitirdikten hemen sonra iş hayatına atıldım. Pazarlamanın kimyası daha çok ilgimi çekmiş olacak ki; Cihan Kimya’da Merchandising Yönetmeni olarak işe başladım. Daha sonra Dardanel Ton'da Mobil Merchandising olarak sahaya çıktım. Ardından Dardanel Ton'da Bölgesel Pazarlama Müdürü oldum.

Girişimci olmaya ne zaman karar verdiniz. Sizi bu karara sürükleyen faktörler nelerdi? Neden bir çalışan olmak yerine patron olmaya karar verdiniz?

Profesyonel iş hayatım süresince Merchandising ekipleri kuruyor, eğitiyor ve yönetiyordum. Pazarlama dünyasındaki bazı dinamiklerin değişmesi gerektiğini düşünüyor, tüketicilerle iletişimin kitlesel olduğu kadar da bireysel olması gerektiğine inanıyordum. İnandıklarım doğrultusunda pazarlama sahasında daha özgür bir alana sahip olmak için 2006 yılında SAHA’yı kurdum. “Neden patron olmaya karar verdiniz” sorusuna cevap ise buradan doğuyor... Daha özgür ve daha başarılı olmaktan...

İşinizi ne kadar sermaye ile kurdunuz? Sermayenizin kaynağı neydi? Eğer sermayeniz yeterli değildiyse, girişiminizin ilk dönemleri nasıl geçti? Ne gibi sıkıntılar çektiniz. Özel hayatınız bu sıkıntılardan nasıl etkilendi?

Tam olarak hatırlayamıyorum ama çok olmadığını net bir şekilde söyleyebilirim... Profesyonel hayattan geldiğimiz için sermayemizin büyük kısmını know-how’ımız ve vaktimiz oluşturdu. 2006 yılında, nohut oda bakla sofa dediğimiz ilk ofisimize taşındık. Bir yandan ofisimize yerleşiyor, diğer yandan da Saha’daki ilk işimizi yapıyorduk. İlk işimiz çok beğenilmiş olacak ki; arka arkaya yeni işler almaya başladık. Ofisimize tam yerleşemeden daha büyük bir ofise taşınmak zorunda kaldık. Zamanla bu ofisin ikinci ve üçüncü katlarını da aldık. Daha fazla çalışmam gerektiği için ister istemez özel hayatıma ayırdığım vakit daha azaldı.

Bize biraz Saha’dan bahseder misiniz? Saha neler yapar?

Saha daha önce belirttiğim gibi 2006 yılında kuruldu. Bu sene 11. yılını kutluyor.. Bugün Türkiye genelinde 6 ofis ve 9 temsilciliğe sahip... Çözüm ortağı olduğu firmalara, tüketicilerle birebir iletişim konusunda farklı hizmetler sunuyor. Bu farklılığı özellikle tırnak içinde kullanıyorum... Hem pazarlama sahasındaki hizmetlerimizin çeşitliliğini ifade etmek, hem de bu hizmetlerin benzerlerinden farklı olduğu vurgulamak adına...

Tam olarak nedir bu fark?

Bu farklılık iki farktan oluşuyor. Birincisi, mesela kitlesel ve dijital iletişim kanallarından farklı olarak tüketicilere direkt dokunuyoruz. Bildiğiniz gibi markalar tüketicilerle; televizyon, radyo ve gazete bilgisayar ve akıllı telefonlar vb. gibi mekanik kanallarla iletişim kurabiliyor. Biz ise insana insanla dokunuyoruz. Direkt iletişime geçiyoruz. İşte bu sırada mekanik ya da robotik olmamak yani insan olmak ikinci farkımızdır. Saha’da biz buna; Human to Human (H2H) diyoruz.

Human to human’ı biraz daha açar mısınız?

Tabii ki... Her şeyden önce hepimiz insanız.... Bizim için tüketici ya da merchandiser gibi tanımlar yok, sadece insan var... Bu nedenle; pazarlama sahasında karşımızdaki insanın psikolijisine göre ona özel bir insani yaklaşımla iletişim kuruyoruz. Bu yaklaşımla markalar adına insani bir iz bırakıyoruz. Bunun için ekiplerimizi özel olarak eğitiyor ve bu duyguyu aşılıyoruz. Sadece satış satış odaklı değil insan ihtiyaçları ve değerleri odaklı satış ve iletişim gerçekleştiriyoruz. Hizmetlerimizi bu şekilde sunuyoruz.

Nedir bu hizmetler?

Human to human yaklaşımızla markaların pazarlama hedeflerine ulaşmaları için merchandising ekiplerini, satış destek ekiplerini, D2D saha ekipleri ve sampling dağıtma ekiplerinizi kurup, yönetiyoruz. Onlar için stant tasarımı, dış cephe kaplama, araç giydirme, tabela tasarımı yapıyor, ürün ve hizmetlerinize uygun promosyonların yönetimini gerçekleştiriyoruz. Onlardan aldığımız brief’lerle özel etkinlik, roadshow, lansman, konser, gerilla aktivite ve bayi toplantıları düzenliyoruz. Seçme ve yerleştirme, bordrolama-özlük-performans yönetimi süreçlerinde de destek oluyoruz.

Günde kaç saat çalışıyorsunuz? Bu çalışma süresi yıllar içinde değişti mi? İşiniz hayatınızda ne kadar önemli bir yer kaplıyor?

Net bir zaman baremim yok, her zaman çok erken kalkarım, geç saatlere kadar çalışırım diyemem ama efektif çalışmaya inandığımı söyleyebilirim. Yani gecenin bir vakti evde çalışırken, gün içerisinde çalışmadığım zamanlar da olabiliyor. Bu durum öğrencilik dönemimden beri böyle...

Tecrübelerinize dayanarak girişimcilikte başarı için en kritik unsurlar olarak neleri görürsünüz? Bu bağlamda en değerli varlığınız nedir?

Bence bir girişimde başarılı olmak; an meselesi, zaman meselesi ve iman meselesi... Her zaman pozitif olmak gerekiyor, ne olursa olsun başarılı olmaya inanmak ve bunun için çalışmak gerekiyor.

Sizce kimler girişimci olmalılar, kimler ise girişimcilikten tamamen uzak durmalılar?

Girişimciler bence; daha cesur, daha çalışkan, daha yılmaz ve daha acıya dayanıklı oldukları için veya böyle olmayı göze aldıkları için başarılı oluyorlar. Aksi olanlar ise, yani konfor ve güvenlik alanından uzaklaşmak istemeyenler girişimci olarak pek aradıklarını bulamayabilirler.

Heyecan dolu bir girişimci adayı için 3 tavsiyeniz neler olur?

Naçizane iki tane söylesem olur mu? Hayal etsinler ve bu hayallerinden asla vazgeçmesinler...

HABERİ PAYLAŞ:

BU HABERE YAPILAN YORUMLAR

YORUM YAP